Sınav kaygısını nasıl yenebilirsiniz? Sınav kaygısından kurtulmak için bu yazıyı mutlaka okuuyunuz.
SINAV KAYGISINI NASIL YENERİM?
Kaygı tamamen de kötü bir psikolojik durum değildir. Çünkü yapılan araştırmalarda belli bir düzeyde olan kaygının, bir başka ifadeyle fiziksel ve psikolojik dengesizlik meydana getirmeyen kaygının, öğrenme aktivitesini olumlu etkilediği görülmüştür. O nedenle tamamen kaygısız, dertsiz olmanız da sizin faydanıza olmasa gerek. Burada şu soru karşımıza çıkıyor; kaygımızın normal düzeyde olup olmadığını nasıl anlayacağız? Normal düzeyde kaygı taşıyan bir bireyin çalışma aktivitesi bu kaygıdan olumsuz etkilenmez. Tersten ele alıp söyleyecek olursak, aşırı düzeyde kaygı duyan bir kişinin çalışma düzeni, panikten ve "kazanamazsam aileme, çevreme ne derim" düşüncesinden bozulacaktır. Aşırı kaygısı olan bir öğrenci çalışma isteği duyar fakat dersin başına oturduğunda "başaramazsam" kelimesiyle boğuşmaktan derse konsantre olamaz, saatlerin ışık hızıyla ilerlediğinin farkına çok sonra varır.
Hiç kaygı taşımayan öğrencilerin olduğunu da belirteyim. Bu tip öğrencilerin genel niteliği ya ailesinin ekonomik durumunu göz önünde tutarak geleceğini garanti altında görmesi ya da "Bu zamana kadar çalışmadığım için benden ne köy olur ne de kasaba." anlayışıdır. Bunun yanında hedefini çok rahat kazanabileceğini düşünen öğrencileri de bu gruba dahil edebiliriz, ancak bunların sayısı oldukça az denebilir. Hiçbir kaygı taşımayan bu tip öğrencilere tavsiyem, Türkiye gibi istikrarsız bir ülkede yaşıyor olduklarını düşünüp, geleceklerini şekillendirmede zamana ve hale ayak uydurmaktan daha çok istikbali düşünüp hareket etmeleridir. Hızla değişen ve farklılaşan bir dünyada geleceğe oynamayan, kendini yenilemeye kapalı olan insanların yığından öteye geçemeyeceğini söylemem herhalde kahinlik olmaz.
Şimdi gelelim kaygıya, dolayısıyla strese neden olan faktörlere. Bu faktörlerden birisi belirlenen hedef ile potansiyel ve çalışma aktivitesi arasındaki uyumsuzluktur. Yani bir öğrencinin potansiyelinin üzerinde bir bölümü hedeflemesidir. Çünkü uzmanlar başarıda %50-60 civarında potansiyele pay vermekteler. Dolayısıyla potansiyeli gözardı ederek çok yüksek hedeflere talip olma, belli bir süre sonra alınan deneme sonuçlarıyla "eyvah ben istediğim bölümü kazanamayacağım" düşüncesinin yerleşmesine neden olmaktadır. Bu durum zamanla panik haline dönüşerek strese zemin hazırlar. Böyle bir durumla karşı karşıya kalan bir öğrencinin ya hedefine varma süresini yeniden gözden geçirmesi (gelecek sene ki ÖSS'yi hedef alması) ya da bu sene kesin olarak kazanmayı düşünüyorsa tercihlerini ve hedeflerini realize etmesi gerekir. Aksi taktirde deneme sınavlarında, testlerde ve kitaplardaki soru çözümlerinde ortaya çıkan her başarısız sonuç, kaygı ve stres düzeyini artıran birer faktör olacaktır. Özellikle birden fazla ÖSS tecrübesi olan, bir daha ders çalışmayı göze alamam diyen öğrencilere tavsiyem, tek bir hedefe saplanıp kalmamaları ve alternatifli bir tercih listesi oluşturmalarıdır.
Strese neden olan bir diğer faktör de öğrencinin kendine duyduğu güvensizliktir. Kendine güven duymayan bir insanda her işe başlarken "başaramayacağım" düşüncesi bir ön kabul olarak vardır. Peki, kendine bu kadar güvensizliğin nedenlerini nerede aramalıyız? Ben bu konuda ailelerimizi suçluyorum, çünkü Türk aile yapısının karakteristik özelliği aşırı korumacı oluşu. "Aman çocuğum sen yapma.", "Sen beceremezsin." türü ifadeler, çocuğun sorumluluk alma duygusundan yoksun bir birey olarak yetişmesine neden olmaktadır. Yani bizim geleneksel aile yapımız, anne-babamız sorumluluğu ve iş becerme yetisini çocuğuna ne yazık ki kazandıramamıştır. Bu şekilde davranış gösteren ebeveynlerimizin sakına kötü niyetli olduğunu düşünmeyin. Hepsi çocuklarını koruma mantığıyla böyle bir yanlışın içerisine düşüyorlar. Peki sonra ne oluyor? Hayatında ciddi bir sorumluluk almamış, bu nedenle ciddi bir iş başaramamış gençler yetişiyor. Böyle yetişen bir gencin kaygı ve stres yüklü olmasını garipsememek gerekir. Bu olumsuz durumdan gençler nasıl kurtulabilir? Bu tip yetiştirilen gençlere tavsiyem, aileleriyle konuşmaları ve onları bu konuda tatlı bir dille uyarmalarıdır. Eğer bunu tek başlarına yapmaları mümkün değilse bir uzmandan yardım almaları doğru bir yol olacaktır. Bir diğer yol da, belli işlerde sorumluluk alarak kendine güvenlerini sağlamalarıdır. Mutlaka başarısızlıklar olacaktır bu işlerde; ama unutmayın ki çoğu büyük insanın hayatı başarısızlıklarla doludur. Mühim olan her başarısızlığı birer tecrübe gibi algılayıp, başarıya doğru atılan bir adım biçiminde düşünmektir. Tıpkı A.Lincoln gibi.
Öğrencide kaygı ve strese sebep olan bir diğer faktör de ailenin ve yakın çevrenin beklentileridir. Bu beklentiler öğrencinin omuzlarında ister istemez ağır bir yük meydana getirmektedir. Ailenin yapmış olduğu maddi ve manevi fedakarlık altında eziklik duymamak oldukça zordur. İşte bu noktada sizi rahatlatacak olan ailelerinizin tavrıdır. Yeterli bir kültüre sahip olmayan ya da kendi hayatında gerçekleştiremediklerini, çocuğu üzerinde gerçekleştirmek isteyen aileler beklentilerini, yaptıkları fedakarlıkları birer baskı unsuru olarak kullanabiliyorlar. Bu tip aileleri olan arkadaşlarımıza tavsiyem ailelerine, çalıştıklarını, emeklerinin karşılığını verebilmek için çaba sarfettiklerini göstermeleridir (Bunu gerçekten çalışarak yapmalılar). Bunun yanında dershanedeki ya da okuldaki öğretmenlerini aileleriyle görüştürerek bu sıkıntılarını en alt düzeye indirebilirler.
Atatürk diyor ki: Yurtta sulh, cihanda sulh. Bugün: Ne kazandık bu kadar bakmak ile Leyleğin ömrü geçer laklak ile. Bu dakika: Bilge bir adam, adil bir şekilde kazanabileceğinden, gösterişsiz bir şekilde kullanabileceğinden, neşeyle dağıtabileceğinden ve huzurla geride
bırakabileceğinden daha fazlasını arzulamayacaktır.
M.E.B' den Haberler
Gürsu Atatürk İlköğretim Okulu-BURSASınav kaygısını nasıl yenebilirsiniz? - Gürsu Atatürk İlköğretim Okulu-BURSA - Gürsu Atatürk İlköğretim Okulu-BURSA